27 Eyl 2015

Eylül Güzeli Muğla


Taze taze gezdiğim Muğla'dan,gezi notlarımı hemen paylaşmak istedim. Her zaman olduğu gibi öncelikle ulaşımdan bahsedelim. Muğla'ya özel aracımızla karayolunu kullanarak gittik. Bursa, Balıkesir, Manisa, İzmir,Aydın ve Muğla güzergahını takip ettik. Molalarla birlikte yaklaşık 12 saat sürdü. 


Havayolu ile gitmek isterseniz Dalaman Havalimanına gidebilir, oradan Havaş ya da yerel otobüs, minibüs firmaları ile gitmek istediğiniz yerlere ulaşabilirsiniz. Ayrıca Havalimanından taksi ile ya da araç kiralayarak ulaşımı da tercih edebilirsiniz tabi biraz daha pahalı olacaktır. 

Karayolu ile gittiğinizde sabah kahvaltı zamanınızı Manisa'ya denk getirmenizi tavsiye ederim. İzmir- Uşak Karayolu üzerinde Spil Daği Milli Parkı'nı geçtikten sonra Ege Sevilen Otel'e ait Balkaymak kahvaltı salonu bugüne kadar yol üzerinde yediğimiz en lezzetli kahvaltı menüsüne sahip yer. Tabi buraya gitmek için yoldan biraz çıkıyorsunuz ama buna kesinlikle değer. Servis o kadar hızlı ki oturduktan 10 dk sonra kahvaltımızı yapmaya başladık. Sıcacık ekmek, üzerinde polenler bulunan bal kaymak harikaydı. Fiyat oldukça uygun, 3 kişi 50 TL verdik ki bunun çok çok üzerinde bir menü ve lezzet vardı.


Enfes kahvaltımızdan sonra İzmir yolundan devam ederek Akyaka'ya vardık. Akyaka kesinlikle gidilmesi, görülmesi gereken bir yer. Muhteşem doğası, her sokakta çiçek kokusu, azmak çayının dinlendirici sesi, ördeklerin Azmak'ta süzülmeleri, insanları, mekanları her şeyi harika. Azmak'ta Panamare Apart Otel'de kaldık. Bir daha ki gidişimde farklı otelleri tercih edebilirim. Otel hakkındaki yorumuma aşağıdaki bağlantıdan ulaşabilirsiniz.




Azmak'ta denize girmek için Orman Kampını tercih ettik. 2 tane plaj var ama  hem çok kalabalık hem de deniz çok sığ. Plajlardan ilerleyip Mesire alanının içine girdiğinizde denize girebileceğiniz yerler bulunmakta. Deniz o kadar ilginç ki bir yerde buz gibi su bir adım ilerde ise sıcacık suda yüzebiliyorsunuz. Su temiz, rengi harika, orman manzarasına karşı yüzmek ise rahatlatıcı bir etki yaratıyor. 


2. gün ise Datça'ya gittik. Akyaka Datça arası yaklaşık 2 saat sürüyor. Yol belli bir yerden sonra keskin virajlar ile devam ediyor. Her iki tarafta deniz, dağ manzarası olan bir yol ne tarafa hangi güzelliğe bakacağınızı şaşırıyorsunuz. Datça'da denize girmek için tabi ki Palamutbükü'nü tercih ettik. Şu ana kadar girdiğim en iyi denizdi. Suyun sıcaklığı, berraklığı, el değmemişliği inanılmaz. Denize girmeye doyamadım. Küçük bir not Palamutbükü'ne indiğinizde sol tarafa doğru devam edin. Sağ tarafta sahil küçük ve dar. Sol taraf ise daha geniş, daha rahat. Bir kaç tane plaj var ayrıca oturup dinlenebileceğiniz bir şeyler içebileceğiniz bir çok şirin mekan var. 



3.gün tercihimiz ise Dalyan İztuzu plajı. Akyaka Dalyan arasın yaklaşık 1 buçuk saat sürüyor. Yol Datça'ya göre oldukça düz ve geniş. Yolda giderken nasıl bir doğa harikasıyla karşılaşacağınızı manzaradan anlayabiliyorsunuz. İztuzu Plajı'nı gösteren bir çok tabela bulunuyor. Nar bahçelerinin arasından ilerliyorsunuz. İztuzu plajı bir doğa harikası. Arka tarafta göl arada kumsal ve deniz. Plajda bilgi tabelaları "Caretta Caretta'ların yumurtlama alanı" Kazıklarla ve iple belirlenmiş bir alan var. Bu alanların arasında yumurtalar olduğu için burada güneşlenmek yasak. Denizi çok sığ ve berrak. Kumları o kadar yumuşak ve ince ki bastığınızda tüm stresinizi aldığı hissediyorsunuz. Plaj o kadar doğal ki keçiler gelip sizin yemek çantalarınızı karıştırıyor elinizden yemek yiyor, yanınızda dolaşıyor. Keçileri besleyelim :)









Saat 18:00'e kadar açık olan caretta caretta rehabilitasyon merkezi var plajın hemen yukarısında. Yaralanmış Caretta'lar tedavi ve rehabilite ediliyor. Orayı da gezip, bağış yapmanızı tavsiye ederim. 





Dalyan'dan dönerken yol üzerinden "Nar Danesi" adlı çok çok şirin bir mola yeri var. Uğramadan gelmeyin listesine alınmalı. Nar bahçelerinin içinde çok güzel dekore edilmiş bir yer. Nar suyu, nar, mandalina, portakal dondurmasını tadabilirsiniz. Ayrıca yan tarafından kendilerinin yetiştirdiği sebzeler var bu sebzelerle de gözleme yapılıyor. Doğal ve yöresel bir çok yemek çeşidi de mevcut. Biz nar suyu ve mısırlı börek yedik. Mısırlı börek Mısır ekmeği ve içinde pazı olan harika bir lezzetti. Nar suyu ise o kadar ferah ve tazeydi ki tadı damağımda kaldı. 








Muğla'daki son günüzümü yine Akyaka'da geçirdik. Ama bu sefer denizde değil Azmak'ta serinledik. Buzzz gibi bir su. İçine girmek biraz cesaret istiyor. Soğuktan yanıyorsunuz :) Vücudunuza binlerce iğne batıyor sanki. O yüzden birden atlayın derim. Ama atladıktan sonra çıkmak istemiyorsunuz. O kadar ferahlıyorsunuz ki sudan çıktığınızda kendinizi zımba gibi hissediyorsunuz. Bir de en eğlenceli kısmı kendinizi akıntıya bırakma kısmı. Ben ilk girdiğimde akıntının o kadar kuvvetli olduğunu tahmin etmedim ve kendimi bıraktım. Metrelerce aşağıda zor tutunabildim, tutunmasam da sorun değildi denizden çıkardım :) Belki 10 kez yukarı taraftan girip, aşağı tarafa kadar kendimi akıntıya bıraktım. Eğer Akyaka'ya gitmişseniz Azmak'a girmeden sakın gelmeyin.



Akyaka'da yemek tercihimiz Ayşe Ana'nın Yeri'ydi. Zeytinyağlı, sağlıklı ev yemekleri lezzetliydi. Ayrıca pideleri de oldukça lezzetli. Akyaka'da yemek yemek ve bir şeyler içmek için çok fazla tercih var ve hepsi de lezzetli ve sağlıklı gözüküyor.

Akyaka ile ilgili son not ise sokak köpekleri. Özellikle akşam yemek esnasında yemeğinizi paylaşmanızı isteyen çok sevimli, cana yakın köpekler var. Lütfen siz de yemeğinizi hayvan dostlarımızla paylaşın :)